30 Nisan 2006 Pazar

Köy Enstitüleri Tarihçesi -Tufan Dinarlı


Köylülerin eğitimi konusu Osmanlı imparatorluğunda ilk olarak 19.yy.da
gündeme gelmiştir, Osmanlı imparatorluğundan Cumhuriyet'e gelinceye
kadar köylere eğitim vermek ve köylüleri ilk okul düzeyinde eğitmek
meselesi, köylerde açılan camilerde, çoğunlukla medresede yetişmiş
hocalar tarafından verilirdi.
Tanzimat hareketi, medreseye ek olarak okullar açarak yeni hamleler
yapmayı hedefliyordu. 1848 tarihinde İstanbul`da açılan
Darülmuallimin bu anlayışla açılan okullardan ilkidir.
Bu okulların sayıca azlığı daha sonraki yıllarda köylere öğretmen
yetiştirme konusu sık sık gündeme gelmesine yol açmış buna rağmen
Trablusgarp, Balkan ve 1. paylaşım savaşının yol açtığı kargaşa
ortamından dolayı konu kapatılmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin kuruluşundan sonra bu konu
gündeme alınır. Durumun incelenmesi ve çözüm yolları bulunması için
Amerikalı pedagog John Dewey ülkemize getirildi. Köy okullarına, Türk
hayatının temeli olan çiftçilerin gereksinimlerini karşılayacak
okullara, öğretmen yetiştirecek tipte öğretmen okullarına ihtiyaç
vardır diyen John Dewey'in tespitleri üzerine 1926'da Kayseri'de ve
1927'de Denizli'de olmak üzere iki tane 3 yıllık Köy Öğretmen Okulu
açıldı. Bu okullar 1932–1933 yıllarında, Öğrencilerinin şehir ve
kasabalardan alınması, köye göre yetiştirilmemeleri gibi nedenlerle
beklenen başarının sağlanamadığı gerekçesiyle kapatıldı.
1935–1936 yıllarında Anadolu'da eğitim durumu şöyle idi; tüm halkın
%20,4'ü köy halkının ise %15,5'i okur-yazardı. Şehir ve kasaba
çocuklarının %75'i okula gitmekteydi. Köy çocuklarında bu oran %25'e
düşmekteydi. Ayrıca köy çocuklarının eğitimi genellikle 3 yıllık
okullara gideriliyorlardı.
40,000 köyden 35,227'si okulsuzdu. Ülkedeki toplam resmi ilkokul
sayısı 6112 idi. Yılda ortalama 800 öğretmen ödeneklerin yetersizliği,
zor koşullar gibi nedenlerle görevden ayrılırken; yılda yalnızca
650–700 öğretmen adayına diploma veriliyordu. Bu yüzden öğretmen
sayısı giderek azalmaktaydı.
1936 yılına gelindiğinde, Saffet Arıkan'ın Vekilliği döneminde
eğitim alanında kırsal kesimde yaşayan halk ile kentliler arasındaki
bozuk dengeyi eşitlemek ve köy halkına pratik bilgi vermek amacıyla
"Köy Eğitmeni" projesi uygulamasına başlanır. Askerliğini onbaşı veya
çavuş olarak yapan gençler, Ziraat Bakanlığı'nın işbirliğiyle, modern
tarım tekniklerini uygulayan Mahmudiye Devlet Üretme Çiftliği'nde
yetiştirilerek köylere gönderilir. Burada amaç, köye hem bir öğretmen
hem de modern üretim araçları ve tarım yöntemleri sağlamak ve eğitimin
mali yükünü hafifletmektir.
Bu projenin başarılı olması üzerine 1937 ve 1939 yıllarında yeni
yasalar çıkarılır, bu yasalarla köy eğitmeni yetiştirme deneyimi
yaygınlaştırılır
1938 yılı sonlarında Milli Eğitim Bakanlığı'na Hasan Ali Yücel atandı.
Kendisinin çalışmalarıyla önce 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu
sonra da 4274 sayılı Köy Enstitüleri ve Köy Okulları Teşkilat Kanunu
çıkarıldı. Bu kanunlara göre; Eğitime yeni işlevler yükleniyordu, Köy
Enstitüleri kuruluyordu, Köy Eğitim Sistemi getiriliyordu ve eğitim
yönetimi yeniden biçimlendiriliyordu. Köy Enstitüsü Sistemi'ni
oluşturan bu dört öğeyi incelemek gerekirse;
Eğitime Yüklenen Yeni İşlevler
Köy Enstitüsü Sistemi ile eğitime, eğitsel, ekonomik, toplumsal ve
siyasal olmak üzere dört işlev üstlendi.
Köy Eğitim Sistemi
Eğitime yüklenen işlevlerin gerçekleşebilmesi için köye yönelik bir
eğitim sistemi oluşturulmalıydı çünkü kent eğitim sistemi köylere
ulaşamamıştı.

.
Öğrencilerini köylerden seçen öğretmenlik yanında köyün
sosyal-ekonomik kalkınmasına da katkıda bulunması beklenen
öğretmenleri yetiştirmek üzere kurulan Köy Enstitülerinde, devletin az
yardımı ile, öğretmen adayları, iş içinde çalışacak, hem kendi
barınaklarını, dersliklerini ve diğer gereksinimlerini, çalışma
yerlerini yapmışlar; hem de gereken genel kültür ile meslekî bilgileri
ve tarım çalışmaları yaparak köy için gerekli olan beceriyi
kazanmışlardır. Bunlar, işi bilen öğretmen ve usta öğreticilerin
rehberliği altında gerçekleşmiştir.
1942-43 öğretim yılında, Köy Enstitüleri'ne öğretmen, bölge
okullarına yönetici, gezici başöğretmen, ilköğretim müfettişi ve kesim
müfettişi yetiştirmek amacıyla Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde
Yüksek Köy Enstitüsü açılır. Enstitülerin ilk resmî öğretim programı
1943 yılında yayımlanmıştır. Programa göre, ilkokulu bitiren çocuklar
sınavla Köy Enstitülerine alınır ve karma eğitim uygulanır. Toplam beş
yıl süren öğretim zamanının yarısı kültür derslerine, dörtte biri
tarım dersleri ve çalışmalarına, dörtte biri de sanat ya da teknik
derslere ve çalışmalara ayrılmıştır.
Zamanla sayıları 21'i bulan Köy Enstitüleri 1944'ten itibaren yılda
ortalama 2000 öğretmen mezun etmeye başlar. Köylere gönderilen
öğretmenlere tarım araç ve gereçleri ile üretimde bulunmak ve
gelirinden yararlanmak üzere tarla ve üretim hayvanları verilir.
1946'ya kadar köylerdeki öğretmen açığını kapatan 16.400 kadın ve
erkek öğretmen ile 7300 sağlık memuru ve 8756 eğitmen yetiştirmiştir.
Mezunlar arasında Mehmet Başaran (doğ. 1926), Talip Apaydın (doğ.
1926), Fakir Baykurt (doğ. 1929) ve Mahmut Makal (doğ. 1933) gibi
yazarlar da bulunmaktadır
Köy Enstitüleri 1953 yılında kapatıldı.
Son olarak;
Köy enstitüleri kurulduğu yıllardan kapatılıncaya kadar pek çok
eleştirininde konusu olmuştur, öncelikle okuldan mezun olan
öğretmenlerin yirmi yıl boyunca ve sadece kendi köyünde devlete hizmet
yapmak zorunda olmaları bu eleştirilerin başında gelir, bunlara ek
olarak bugün için eğitim sisteminde "angarya" sayılan okul binası
yapımı gibi işlerinin "eğiterek öğretme" başlığı altında çocuklara
yaptırılması, okuldaki öğrencilerin eğitimleri sırasında cinslerine
göre eğitim verilmesi (erkeklere ve kızlara tarla sürme ve çapa
yapmanın öğretilmesi ama yemek yapma, çocuk bakımı vb. konuların
sadece kızlara öğretilmesi gibi) bugün öğretmen sendikalarının ve
modern eğitimden yana olanların karşı çıktığı bir yöntemin uygulanmış
olması gibi haklı eleştiriler yapılmıştır.
Okulların kentlerin dışında inşa edilmesi sadece çocukların eğitim
için alınması, pratik eğitimin içine askerlik dahil olarak militarist
bir eğitim verilmesi gibi uygulamalar, kamuoyunda, zamanın
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından cumhuriyeti korumak amacıyla
sivil milisler yetiştiriliyor, düşüncelerin oluşmasına yol açmış, bu
okullar bir sonraki hükümet tarafından kapatılırken de İnönü'nün
yeterli tepki vermemesi ise "cumhuriyetin korunması için askerlerle
anlaştı okulların tasfiyesine göz yumuyor" türünden spekülasyonlara
sebep olmuştur.
ancak bütün bunlara karşın bu okulların okuyarak ve tartışarak öğrenme
gibi bir yöntemi uygulayarak bugün var olan ezberci eğitime daha o
günden karşı çıktıklarını ve yukarıdaki listede görüldüğü gibi o
günlerin zor koşullarında binlerce nitelikli öğretmen, sağlık memuru
ve eğitmen de mezun ettiğini unutmamak gerekir.

Hiç yorum yok: